İslam, Avrupa ve Latin Amerika Merceğinden Dünyaya Bakış
(27/05/2005 - Ali Bilge - www.acikradyo.com.tr)
Ekonomi Politik – 89
Ömer Madra: Bu hafta sonu önemli bir toplantı vardı, onu izlediniz galiba: İslam, Latin Dünyası ve Çağdaşlık. Biraz ondan bahsedelim diyorduk.
Ali Bilge: Bu toplantı İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nde düzenlendi. Latin Akademisi isimli bir kuruluş düzenliyor bu toplantıları, dünya meselelerini tartışıyorlar. Ünlü, tanıdığımız düşünürler ve pek çok bilim adamı filozof bir araya geliyor, her yıl da başka bir ülkede toplanıyorlar. Bu yıl, Türkiye’yi seçmişler, önce Ankara’da Bilkent Üniversitesi’nde bir toplantı olmuş, ancak Ankara’daki, kapalı bir toplantı olarak gerçekleşmiş. Bu kulüp içerisinde İhsan Doğramacı’nın da, olduğunu görüyoruz. İstanbul’daki toplantı kamuoyu ile paylaşılan bir toplantıydı, ünlü Fransız düşünürler, Edgar Moren, Alain Touraine gibi, Jean Baudrillard gibi çok önemli düşünürler, İstanbul’daki toplantılara katıldılar. Organizasyonunun başında Cardino Mendes bulunuyor, Latin Akademisinin merkezi Brezilya’da Rio Jenerio’da.
Latin Akademisi özellikle 2001 11 Eylül sonrası Amerika’nın Bush doktrini, Amerikan hegemonyası karşısında, dünyayı saran bu politikalar karşısında, nasıl bir duruş, alternatif geliştirilmesi, nasıl bir bilinç geliştirilmesi üzerine çalışıyor. Akademi, bugüne kadar denenmemiş bir yok etme kapasitesiyle karşı karşıya olduğumuz tespitinde bulunuyor. Yok etme kapasitesinin, Atlantik’in bu keskin kapasitesinin terörizm korkusu ile beslendiğini ve tarihsel senaryoları alt üst etmeye yönelik kararlı bir saldırı olduğunu ifade ediyor. Bu savaşa nasıl bir tavır konulabilir, nasıl bir bilinç geliştirilebilir, Latinlerin geleceğini, Akdeniz’in ve İslam’ın geleceğini sorguluyor, böyle bir tartışmadan nasıl bir sonuç çıkarılabileceğini irdeliyor. Pek çok değerli düşünür ve bilim adamının İslam, Avrupa, Latin Amerika merceğinden dünyaya bakışı, hegemonya karşısında geliştirilebilecek yaklaşımlar ve tahliller üzerine çok değerli tebliğler sunuldu. Gerçekten tam bir entelektüel ziyafetti, her satırı, her saniyesini dikkatle izlendi.
Gerçekten çok güçlü isimlerin yer aldığı ve önemli konuların tartışıldığı bir toplantı oldu. Türkiye’den Nilüfer Göle ve Binnaz Toprak’ın bildirileri vardı. Binnaz Hanım Ankara’da bildirisini sunmuş, Nilüfer Göle’nin bildirisi de gerçekten son derece önemli ve etkileyici bir bildiriydi. Bence, Türkiye entelektüel kamuoyunun kaçırmaması gereken ve paylaşılması gereken bir oturumlardı. Bu toplantının özellikle kayıtlarının yayınlanması çok önemli sanıyorum sizde de var, bende bazılarını kaydedebildim.
ÖM: Ses kaydı olarak tuttuk, tabii bunların hazırlanması, yayınlanması ayrı bir sorun.
AB: Bu arada, Edgar Moren’le eski sayılır bir dostluğumuz var, bu toplantıyı bana haber veren Moren oldu, İstanbul’da buluştuk, hem Açık Radyo izleyicileri için hem de yayınlamakta olduğum dergi için bir söyleşi yaptık kendisiyle. Söyleşi Fransızca yapıldı. Çözümü ve yayınlanması biraz zaman alacak. Hazır olduğunda Açık Radyo’da ve sitede paylaşabiliriz.
ÖM: Tabii. Bir de konuşmacılardan Amerikalı siyaset felsefesi ve sosyal teori profesörü Susan Buck-Morrs’la da bir söyleşimiz de bugün sizden sonra olacak.
AB: Ben izledim, çok keyifli bir söyleşi olacağından eminim.
ÖM: “Rüya Alemi ve Felaket” adında, Metis Yayınları’ndan da Türkçe’si çıkan yeni bir kitabı var: “Doğu’da ve Batı’da kitlesel ütopyanın tarihe karışması” üzerinden kalkarak bir sohbet gerçekleştireceğiz.
AB: Latin Akademisi’nin toplantısından önce Ankara’da Brezilya Büyükelçisi ile görüşmüştüm, Brezilya Büyükelçisi Ankara’ya yeni atandı, Latin Amerika ülkelerini de olabildiğince izlemeye çalışıyorum , özellikle iktisatla münasebeti olan büyükelçilerle daha rahat temas kuruluyor. Kendisiyle görüşmede, Brezilya ekonomisinin performansı üzerine konuştuk . Görüştüğüm günlerde, iki ülke Türkiye ve Brezilya, IMF ile yeni döneme ilişkin olarak müzakere ediyorlardı. Sanıyorum benim görüşmem 16 Mart’taydı. Biliyorsunuz, 29 Mart’ta, Brezilya ile IMF, 7 yıldır süren ilişkilerini noktaladılar, Brezilya hükümeti, kredi anlaşmasını yenilemeyeceğini açıkladı.
ÖM: Aslında onu biraz da atlamış olduğumuzu söyleyebiliriz, biraz bilgi verebilir misiniz?
AB: Tabii, bu konferanslarda Brezilya Büyükelçisi ile karşılaştım. Latin Akademisi’nin merkezi Brezilya’da, kendisi de toplantılara katıldı. Yayınlarımızda olabildiğince, Latin Amerika ülkelerindeki gelişmelere, özellikle de, Arjantin’deki gelişmelere değiniyoruz. Brezilya da, Türkiye gibi, 1998 yılında, IMF ile bir program ilişkisine girdi, biz de IMF ile, stand by değil de ‘yakın izleme’ denilen bir anlaşma yapmıştık. 99 sonunda, 2000 yılında bu anlaşma stand by’a dönüşmüştü. Hemen hemen iki ülke de aynı tarihlerde IMF ile ilişkiye geçti, her iki ülke de, sermaye piyasaları, sermaye hesapları dışa açık ülkeler. Brezilya’da da son 15 yıldır finansal liberalizasyon yaşanmıştı, Türkiye gibi.
Bu ülkeler, zaman içinde krize gebe ülkeler haline geldiler, zaman içinde kriz adımları sıklaştı borç düzeyleri aşırı yükseldi, böyle durumda sistem uluslararası örgütlerle, IMF ile anlaşmayı gerekli kılıyor. Bu anlaşmalar bir çapa görevi görüyor, uluslararası piyasalar tarafından bir güven unsuru olarak, bir kredibilite unsuru olarak değerlendiriliyorlar. IMF programlarına uygun davranan ülkelerin; borç ödemlerini sürdürecekleri, mali disiplinlerini sağlayacakları inancı hakim oluyor, böyle düşünülüyor. IMF programları, iç ve dış piyasaların bir çeşit garantisi oluyor. Bu nedenle, günümüz cari finansal dünyasında, gelişmekte olan ülkelere fon sağlayan, kredi veren, onların piyasalarında yatırım yapan kuruluşlar için, uluslararası örgüt IMF, son derece önem teşkil ediyor.
Brezilya geçen yıl IMF’den sağladığı krediyi kullanmamış, süresi biten anlaşmayı yenilememiş, yani artık kendi ekonomisini, IMF ile olan bir program dahilinde yürütmeyecek bir ülke konumunda. “IMF’nin desteğine bir ihtiyacım kalmadı” diyor. Geçen yıl %5 büyümüş Brezilya ekonomisi ve ticaret fazlası da veriyor, bundan hareketle kendi ayakları üzerinde durabileceğini, IMF’nin kredisine ihtiyaç duymadığını belirtiyor. Uluslararası kamuoyunda konu, “IMF ile Brezilya dostça ayrıldı” şeklinde değerlendirildi. Tabii tedirginlik duyanlarda oldu, “IMF anlaşmasını terk ettiler, Brezilya’nın kendini fonlaması mümkün olmayabilir diyenler de oldu. Ancak, son bir ayda yaşanan gelişmeler böyle bir durumun olmadığını gösteriyor. Sakin bir durum var. Latin Amerika ülkeleri, Türkiye gibi ülkeler, yüksek borçluluklara sahip ülkeler, dolayısıyla, bugünün dünyasında oyunun kuralları değişmediği müddetçe, her zaman yakalandıkları bir virüsle, dehşetli hastalıklara yakalanabiliyorlar. Ancak, Brezilya Maliye Bakanı ve ardından Başkan Lula da, sorumlu bir mali yönetim izleyeceklerini, mali disipline ilişkin hedeflerini şaşırmayacaklarını, güçlerinin ötesinde harcama yapmayacağını ifade ettiler. Bunlar da önemli beyanlar olarak geçti. Bunun dışında tabii ki sendikalar bundan son derece memnunlar. IMF programları boyunca hükümetler, yüksek faiz dışı fazlalar yaratmak suretiyle, alt yapı yatırımlarına, temel sosyal yatırımlara, eğitim, sağlık gibi sektörlere yeterli harcama yapamıyor. Çünkü bu programlar ülkelerin borçlarını ve faizleri ödemesini hedefleyen, dışı bu nedenle faiz dışındaki harcamaları kısıtlayan, sosyal içeriği olmayan programlar, bu da toplumların yoksul kesimlerinde çok ciddi problemler yaratıyor.
Brezilya bundan sonra kendisi yürüyecek, onlar da aslında bizim kadar olmasa da yüksek faiz dışı fazlalar veriyorlardı, %4-5 oranında faiz dışı fazlalar veriyorlardı. Onlar da, enflasyonda ciddi mesafe aldılar. Zaten bu programlar genellikle enflasyonu düşürüyor, kura dayalı ve verimliliğin işgücü ücretlerinin düşüklüğüne dayalı programların, kurun da belirli ölçüde baskı altına alındığı programların, enflasyon üzerinde önemli negatif yönde etkileri oluyor. Bizden farkları şu: Büyükelçi ile yaptığım görüşmelerde edindiğim bilgileri aktarıyorum; biz dış ticaret açığı ve cari açığı, dış açıkları olan bir ülkeyiz. Brezilya, bu süreç içerisinde ihracatında çok ciddi bir artış sağladı, bizim ithalatımız, ihracatımızın çok önünde, onların iki katı büyüklüğünde bir ithalatımız söz konusu. Biz açık veriyoruz, hem dış açık veriyoruz hem de cari ödemeler dengesi açığı veriyoruz, onların durumu daha farklı, fazla veriyorlar. Bu fazlanın nedeni, daha çok yerli üretim üzerinde çalışıyor Brezilya ekonomisi, daha doğrusu tüketimin büyük bölümü yerli üretimden karşılanıyor. İthalat maliyeti yüksek, uzak bir ülke olması nedeniyle mal ithalatı pahalı geliyor Brezilya’ya.
Bu nedenle ithalatta daha çok yerli üretime dayanıyorlar. Türkiye daha dışa açık bir ekonomi, daha fazla pazarlara yakın bir ekonomi, dolayısıyla ithalat maliyetleri Brezilya’ya göre daha düşük olması nedeniyle de, güçlü ithalat kapasitesine ulaşmış durumda, bu da açıklarını artırıyor, zorluyor.
ÖM: Bu noktada Brezilya ile IMF arasındaki anlaşmanın ortadan kaldırılması, artık bir anlaşma olmaması, hukuki ve uluslararası ilişkiler, taahhütler açısından bir yükümlülük getirmiyor mu?
AB: Böyle bir anlaşman 3 yıl sürüyor bunun sonunda tarafların konuşmasına bağlı, bildiğim kadarıyla bir hukuki sorun yaratmıyor.
ÖM: Çok önemli bir borcu olduğunu biliyoruz, bunu ödeme konusunda Brezilya sadece “ben ödemeye devam edeceğim” diyor.
AB: Aslında IMF de, Brezilya için övgü sözleri söyledi sonunda. Aslında IMF; Arjantin’in borçlarını yapılandırılmasını da, keskin bir muhalefetle karşılamadı. Sonuçta IMF, Brezilya’ya “evet, çok iyi gittiniz” diye övgüler söyledi, ayakları üzerinde durabilen bir ekonomiyi ifade etti, uluslararası piyasalar da, Brezilya’nın performansını sürdürülebileceğini düşündü, büyük bir arbede kopmadı. Tabii konuya olumsuz bakan kesimler vardı ama büyük bir sorun çıkmadı. Hukuki bir durum olduğunu zannetmiyorum, sonuçta oraya üyesiniz, daha ucuz kaynak bulmak için gidiyorsunuz, ama oranın koşullarına boyun eğmek üzere gidiyorsunuz, programların bitimi ya da terk edilmesi bir hukuki durum yaratmıyor, sadece bu fon sahipleri ülkenin performansını IMF’siz de sürdürebileceği konusunda bir inanç geliştiriyorlar. Ya da tam tersi oluyor, oyunun kuralına uymadı deyip , terki diyar ediyorlar , ülkenin IMF ile uzlaşması için baskı yapıyorlar.
ÖM: Enteresan bir örnek.
AB: Evet, Latin Amerika her yönüyle gerçekten zengin deneyler alanı. Örneğin yüksek borçluluk üzerine, 4 ülke bir araya geldi, Venezuela, Brezilya, Arjantin, ve Uruguay. Yüksek borçluluğa karşı ortak vaziyet izlenmesi geliştirilmeye çalışılıyor Latin Amerika’da. Gözlerimizin sürekli Latin Amerika’da olması lazım, geçen gün bir yerde okudum, İspanya Başbakanı Zapatero da, Venezuela’yı ziyaret etmiş, o sırada Brezilya Devlet Başkanı da oradaymış. İspanya’daki siyasal gelişmeler, önce, Amerikan-Irak savaşına ABD yandaşı tutum, ardından yönetimin değişmesi, sosyal demokrat hükümetin Irak’tan askerlerini çekmesi , Latin Amerika’da arka arkaya gelen iktidar değişiklikleri. Solun, sosyal demokrasinin iktidar olması..
ÖM: Sonuncusu Uruguay olmak üzere.
ÖM: Bir tek Kolombiya ABD ile yakın ilişki kurmaya devam ediyor. Onun dışında Uruguay’da mesela 170 küsur yıl sonra ilk defa, yani ülke kurulduğundan bu yana ilk defa sol bir platform iktidara geldi.
AB: Bildiğim kadarıyla 50 yıl sonra gelen ilk sol iktidar Lula. %61’lik oy farkıyla gelmişti. Bu ülke yöneticileri bir araya geliyorlar, İspanya Başbakanı ile ve ortak bir takım stratejiler belirliyorlar. “Latin Amerika’nın AB ile ilişkilerinde ülkesinin rol oynayabileceğini” söyledi İspanya Başbakanı.
ÖM: Şimdi son olarak bir de Meksika’da politik bir krize doğru gidiliyor, çünkü Mexico City Belediye Başkanı çok popülist ve belki popüler solcu, yoksulları ön plana alacağını söylüyorlardı ama 2000 yılından kalma bir yasayı işleterek onun bu seçime katılmasını engelleyici bir karar aldı parlamento, hapse atıyor. Çok büyük gösteriler var ve orasının da ne olacağı belli değil.
AB: Mesela Brezilya Büyükelçisi, Çin’le olan ticari münasebetlerini anlattı, ortak yatırımlara giriyorlar, yolcu uçağı üretiyorlar, uydu üretiyorlar, Çin’le çok ciddi bir temas içindeler. Dolayısıyla Amerikan hegemonyasına karşı, Latin Amerika ile Asya arasında, İslam –Akdeniz ve AB arasında oluşan bir koridor, böylesi bir temas, böylesi bir diyalog, eklemleşme çok önemli. İçinde bulunduğumuz yüzyılın gerilimlerinin üstesinden gelinmesi için bu diyaloglar gerekli gibi gözüküyor.
Latinite Akademisi’nin toplantısında Amerikan hegemonyasının, “dünyayı oval ofis haline getirdiği” konuşuldu. Dünyanın oval ofis haline gelmesi istenmiyorsa bu diyalogların önümüzdeki dönemde çok daha gelişmesi beklenmeli.